Mevsimlik İşçilerin Bilişsel Performansları

Bilişsel psikolog olarak algılama, problem çözme konularını okumayı seviyorum. Ara ara başka örneklerle de okuyucularıma ulaşmak istiyorum. Yoksullukla ilgili bir şeyler okurken mevsimlik işçilerle ilgili bu çalışmayı gördüm ve bunu da sizlerle paylaşmak istedim.

Harvard ve Princeton Üniversite’sinden araştırmacıların yaptığı bir çalışmada Hindistan’daki 54 köyden 464 çiftçisiyle yapılan bir çalışma ile devam edelim. Şekerpancarı yetiştiren bu işçilerle hasat zamanı ve öncesinde bir görüşme yapılıyor. Görüşmelerde kendilerine bilişsel ve zihinsel yeteneklerini ölçmek için çeşitli testler veriliyor. Bu testler Raven’s Matrices ve numerik Stroop testi. Bu testlerde bir şekil verilip eksik olan parçayı bulmayı ya da dikkatlerini dizilime vermeleri isteniyor. Örneğin, 5 5 5 sırasında 5 kaç kez dizilmiştir diye sorduğumuzda 3 sayısını söylemek zorlar beyni ve aklınıza 5 geldiğinden 3’ü söylemek daha bir çaba gerektirir. Araştırmacılar hasat zamanından önce ve sonra çiftçilerin zihinsel performanslarına bakmışlar. Araştırmalar ek olarak çiftçilere maddi sıkıntılarını da sormuşlar.

Peki sonuçlar neyi gösteriyor?

Continue reading “Mevsimlik İşçilerin Bilişsel Performansları”

Erkekler Neden Kadinlar Kadar Kolay Aglayamaz?

Erkekler, kadınlar kadar çok rahat ağlayamıyor veya daha az ağlıyor. Bunun sebeplerine dair temel fikirler ise şöyle (kaynak 1):

  1. Cinsiyetçi yaklaşım: kızlar ağlayabilir ama erkekler ağlamaz
  2. Duygusal maruz kaldığımız uyarıcılar ve durumlar farklı
  3. Erkek ve kadınların sorunlarla başa çıkma farklı
  4. Hormonların etkisi

Continue reading “Erkekler Neden Kadinlar Kadar Kolay Aglayamaz?”

Lacivert rengini Turkler, Ruslar ve Ingilizler nasil algiliyor?

Bugün size lacivert renginin algılanması ile  İngiliz, Türk ve Rus katılımcılardan oluşan bir deneyden bahsetmek istiyorum. Bu deneyi yapan kişilerden biri benim Bilkent Üniversitesi’ndeyken istatik dersi aldığım ve o zamanki bölüm başkanımız olan Prof. Emre Özgen; diğeri de gelişim psikoslojisi dersi aldığım güzel Türkçesiyle bizi şaşırtan Dr. Oliver Wrigt.

Bildiğiniz üzere renk sürekli bir dalga boyudur. Sizin mavi dediğiniz rengin aslında kırmızı, yeşil ve mavi tonlarının (RGB) çeşitli ağırlıkta birleşimi var. Hatta photoshop programlarında bu renklerin kodu farklıdır. Doğada aslında renk yoktur ama ışığı yansıması vardır. Ama bizim gözlerimiz bunu sürekli değil de kategorik algılıyor.

Continue reading “Lacivert rengini Turkler, Ruslar ve Ingilizler nasil algiliyor?”

Düğün masrafları evliliklere nasıl yansıyacak?

Amerika’da ünlü bir mücevher markası olan De Beers, önce evliliğin sonsuza kadar sürmesini erkeklerin eşine mücevher etmelerine bağlıyor. 80’lerde ise 2 aylık maaşınız size bir ömür evliliklerde tek taş fikrini Amerikalıların beynine yerleştiriyor. Bu kampanyalar o kadar etkili olmuş 2.dünya savaşından önce söz yüzeklerinin %10’undan elmas varken 1900lü yılların sonuna 2000li yıllara girerken söz yüzüklerin %80’nde elmas vardı (kaynak 1).

Türkiye’de websitelerinden aldığım ortalama rakamlara göre 2019’da düğün yapmanın masrafı en az 30 bin ve tercihlerine, geleneklerinize göre bu rakam 100 bine kadar çıkabiliyor. Özellikle sosyal medyada fotoğraf paylaşılacak en önemli dönem bu dönem olarak görüldüğü için bazı insanlar bu dönemde ‘aman bir kere oluyor’ deyip lüksü abartabiliyor. Hatta kredi çekip bu dönemi daha da stresli hale getirebiliyorlar. Hele ki evlenen tek çocuksa, evin tek kızıysa, ya da evin tek oğluysa bu düğünlerin şaşası artıyor. Peki bu şaşalı düğünlerle boşanma arasında nasıl bir korelasyon var? Daha çok lüks düğünü yapanlar daha mı mutlu yoksa daha bir mutsuz oluyor?

2014 yılında, Atlanta’da Emory Üniversitesi’nde Ekonomi bölümündeki iki araştırmacının yaptıkları bir çalışmayla dügün harcamaları, tek taş fiyatları ile ve evliliklerdeki huzur arasındaki ilişkiye bakıyorlar (kaynak 2).  Bu çalışmada ilk kez evlenen 3100 çifte evlilikleri için harcadıkları ücretler ve evliliklerindeki mutsuzluk ve boşanma oranlarına bakmışlar. Çıkan sonuçlar şöyle:

  1. Yüzükleri 2 bin ila 4 bin dolar arasında olan kadınlarla yüzükleri 500 ila 2 bin dolar arası olan kadınları karşılaştırınca, yüzükleri için daha pahalı olan kadınların yüksek düğün masraflarına bağlı olarak evliliğinde huzurluk daha fazla.
  2. Evlilik masrafları 1000 dolar kişilerin evliklerine 5 ila 10 bin dolar harcayanlarla karşılaştırınca, düğün için az masraf yapanların stresi çok para harcayanlardan %85’ten daha az ekonomik stres yaşamış.

Bu sonuçlar bize ne anlatıyor?

  1. Az bütçeyle evlenenlerin evliliğinin daha uzun süreli olması dışarıdan gelecek tepkileri düşünmek yerine kendi yeterliliklerini bildiğini ve bu konuda da anlaşabildiklerini gösteriyor. Şöyle düşünün, bir taraf aşırı lüks isterken diğer taraf daha dengeli harcamayı isterken bu süreci atlatamayan kişiler daha bu ilişkilerini test edecek bir durumla karşı karşıyalar. Bu süreci kavga veya alınganlık yerine çoklu açılardan düşünüp kendileri için rasyonel kararı veren çiftlerin boşanma ihtimalleri daha düşük.
  2. Siz siz olun evliliğinize en büyük tehdit olan ekonomik stresle başlamayın. Ekonomik kaygılar kişileri hırçınlaştırır, detaylara ve hatalara odaklanmasına sebep olur. İlişkinin en güzel dönemlerini gezmek, kendinize iyi gelecek hobilere ayırmak yerine hiç tanımadığınız kişileri lüks şekilde eğlendirmek için harcamak ise mutsuz saatler olarak dönecektir.

Evlenme aşamasında düğün harcamaları konusundaki iletişim süreceniz de evliliniz hakkında ipucu verecektir. Bu süreci her şeyin en güzeli olsun diye veya düğün stresi ile saçmaladığımız süreç diye geçiştirmek yerine üzerine ciddi ciddi düşünün. Başkalarına gösteriş yapma niyetinde olan bir partneriniz varsa unutmayın bu ev eşyalarında, oturulacak bölgede, gidilecek tatillerde de aynı gösterişi bekleme olasılığına sahiptir. O sebepten ekonomik beklentileri ve harcama stillerinin eşleşmesi de evlilikteki huzuru etkileyen önemli bir faktördür diyebiliriz.

Kaynaklar:

1.Cawley, Laurence. 2014. “De Beers Myth: Do People Spend a Month’s Salary on a Diamond Engagement Ring?” BBC News Magazine, May 16. http://www.bbc.com/news/magazine-27371208 (accessed on October 17, 2014).

2.Francis, Andrew M. and Mialon, Hugo M., ‘A Diamond is Forever’ and Other Fairy Tales: The Relationship between Wedding Expenses and Marriage Duration (September 15, 2014). Available at SSRN: http://ssrn.com/abstract=2501480 or http://dx.doi.org/10.2139/ssrn.2501480

Ya kokunuz başkalarını rahatsız ediyorsa?

Gecen videomda Spotlight etkisinden bahsetmistim. Kısaca hatırlatmak gerekirse Spotlight etkisi, kişinin egosantrik bir şekilde kendisine çok odaklandığından başka insanların da sürekli kendisini izlediğini, incelediğini düşünmesi. Ancak bunun tam tersi bir etki de ters spotlight etkisi. Ters Spotlight etkisi diye adlandırabileceğimiz bu etki, kişinin kendi vücudundan ya da kendi hareketlerinin başkalarını etkilemesinden haberdar olmaması. En güzel örnekleri de ağız kokusu, koltuk altı veya ayak kokusu olan insanların bu durumdan haberdar olmaması. Bugün koku konusunu işleyerek ters Spotlight etkisini anlatmak istiyorum.

Ters Spotlight etkisinin bir sebebi beynimizin bazı değişgenlere adapte olması. Şöyle düşünün siz evde parfüm sıktığınızda ilk anda o kokuyu koklasanız da 30 saniye sonra duyduğunuz koku ilk andakine göre çok çok azalır. Bir insan sürekli maruz kaldığı kokuya beyindeki sinir hücrelerine verdiği tepkideki azalma habituasyon, bunun davranış seviyesinde alışmasına ise adaptasyon diyoruz. Bu bilgiyi 2006 yilinda Neuron dergisinde yayinlanan bir makalede yapilan bir calismayla da tekrar onayliyor. Wen Li ve arkadaslari tarafindan yapilan bu deneyde 18 kisi uzerinde yaptiklari calismada, insanlarin kokuya 30 saniye adapte olmasinin beynimizde koku algisiyla ilgili oldugu bilinen orbitofrontal ve  piriform cortexte de aktivasyonlarin da 30 saniye sonra habitue olup azalmasiyla gostermisler. Özetle hem davranışsal hem de nöral olarak burnumuz kokuya alıştığından artık kokuların farkında olmuyoruz.

Peki bizler kokuyor muyuz?

Etrafınızda ter koksa da ben hiç ter kokmam diyen bir çok kişi var. Peki gerçekten bu kişiler ter koktuklarını biyolojik olarak da bilmiyor olabilirler mi? Bu bilgilerden sonra kendimize asıl sormamız gereken ya kokuyorsak ve farkında değilsek? Peki bizler kokuyor muyuz ki sorusuna yakından bakalım öncelikle. Öncelikle yine bilimsel çalışmaları gündelik dilimize uygun bir şekilde indirgemem gerekirse Japon veya Koreli değilseniz kokuyorsunuz. Çünkü, Japonya ve Kore’de nüfusun yuzde 95’nin genetik sebeplerle kokmayacağını düşünebilirsiniz.  Çünkü Uzak Asyalı’larda onların ter kokusunu ortadan kaldıran bir genotip var ve bizdekinin aksine Japonların, Korelilerin kulak kiri bizimkisinin aksine kuru ve yapışkan değil. Çok detaylara girmeden açıklamak gerekirse, insanlarda ABCC11 geni var. Bu gen terlememizdeki kokudan kulak kirine kadar her şeyi belirlioyr. Bu gendeki SNP nükleoitidi de kulak kirinin kıvamını etkliyor. Asyalılar ABCC11 geninin AA genotipinden dolayı kokmazlarken ABCC11 geninin G genotipine sahip kişiler ter kokarlar. Asyadan Afrika’ya doğru ilerledikçe bu konunun arttığını söyleyebiliriz. Hatta 2006 yılında Nature Genetics dergisinde bir haritayla ülkelerdeki genotip haritalandırmışlar. Ayrıca bizim ter kokusu dediğimiz şey aslında terin kokması değildir. Ter su gibi bir şeydir ama o kokuya sebep olan bizdeki bakteriler. Terleme beziyle sorunu olmayan herkes terler, ama herkes kokmaz.

Kişisel deneyimlerinden yola çıkarak, Japonya, Batı ve Doğu Avrupa ve Ortadoğu’da gezdiğim yerlerden ve farklı ülkelerin insanlarıyla olan iletişimden de yola çıkarak gerçekten de bu koku haritasını burnunuzla onaylayabilirsiniz. Örneğin, 2016 yılında Tokyo’da gezinirken iş çıkışı saatinde çok kalabalık bir metroya bindim. İlginç bir şekilde hiç ter kokusu koklamadım. Bilenler bilir Tokyo yazın aşırı nemli ve çok sıcak.

Koku konusunun psikolojik, nöro ve genetik yanlarına değindikten sonra ülkemizin de Ortadoğu ve Avrupa coğrafyasında olduğunu düşünürsek, bizlerin de bu sebeplerle ter kokabileceğini düşünebiliriz. Ben etrafımdan ter koksa da ‘ben asla ter kokmam’ laflarını çok duysam da kimseyi kırmama adına bu bilgiyi paylaşmadım. Çünkü biriyle göz temasında bu bilgiyi vermek çok hoş karşılanmayabilir. Ancak, tersine Spotlight etkisine anlatrıken insanların kendi kokaların adaptasyon olduklarından bu etrafındakilerin kendilerinden rahatsız olduğun farkedememelerini anlatmak istedim.

Ortak yaşam alanına sahip alanda sorunlarını konuşarak, duygularını anlatarak çözümşeyen en ilerlemiş varlıklar olan biz insanlar, ortak yaşam alanında yine kokumuzla da başkalarını rahatsız edebiliriz. Sadece bu değil cep telefonunu aşırı yüksek ritimle kullananlar, yüksek sesle konuşanlar, ya da restoranlarda kameralı görüşmelerini kulaklıkla yapmayan insanlar da etrafa verdikleri zarardan bihaberler.

 

Kaynaklar:

https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC3539816/

https://www.jidonline.org/article/S0022-202X(15)34687-X/pdf

https://bmcgenet.biomedcentral.com/articles/10.1186/1471-2156-10-42

Toyota’nin Beyin Takımı Washington Anıtı’ndaki Sorunu Nasıl Çözdü?

Ünlü Japon araba markası Toyota’nın eski genel mudur yardimcisi Taiichi Ohno, Toyota’daki üretim sistemini Toyota Ruhu adlı kitabında başarı ve verimlerini anlatır. Burada bilimsel bir yöntem kullanarak her soruna 5 kez neden sorusu ile yaklaştığını ve o sorulara verdiği cevaplarla derinleştirir. Ohno’nun bu tekniğini araba terimlerini ile açıklamak yerine siz Washington’da Thomas Jefferson anıtındaki sorunun asıl kaynağının hiç umulmadık bir sebepten olmasını anlatacağım.

1989 yılında Washington’da günlerden bir gün Thomas Jefferson Anıtı’ndan yaklaşık 25 kilo bir parça düşer. Bu sorun park görevlilerini harekete geçirir. Çünkü bu anıtlar ve parklar için yaklaşık 1 milyar dolarlık bütçenin 3te 1’i bu parkların bakımı için harcanıyor. Bir araya gelen uzmanlar ve Professor Donald H. Messersmith ve University of Maryland’den 2 öğrenci bu soruna çözüm ararlar. Bunu çözüm ararken şu soruları ararlarken ‘5 neden’ taktiğini kullanırlar.

Adından da belli olduğu üzere, burada 5 kez neden sorusunu sormak lazım.

1.neden sorusu: bu binanın yapısı neden bozuluyor?

1.nedene cevap: çünkü binayı temizlemek için ağır kimyasal madde kullanıyoruz .

Hemen ardından 2.neden sorusu gelir: neden ağır kimyasal madde kullanıyoruz?

2.nedene cevap: çünkü çok fazla kuş dışkısını temizlemeliyiz

3.neden sorusu: neden çok kuş dışkısı var burada?

3.nedene cevap: burada çok fazla örümcek var ve bu örümcekleri kuşlar yiyor

4.neden sorusu: bu kadar çok örümceğin burada işi ne?

4.nedene cevap: örümceklerin çok yediği bir sinek türü anıttaki tozdan dolayı burada.

5.neden sorusu: Peki bu sinek istilası neden oluyor?

5.nedene cevap: Cünkü bu anıtın akşam ışıklandırılması bölgedeki sinekleri çiftleşmek amacıyla buraya çekiyor.

Kısacası, sinekler ışık sebebiyle anıt etrafında toplanıp çiftleşiyorlar. Örümcekler sineği yemek için oradalar. Kuşlar örümcekleri yemek için oradalar. Kuşların dışkıları yüzünden temizlik işçileri ağır kimyasal madde kullanıyorlar. Kimyasal madde de anıtta hasarlara sebep oluyor.

Yani binadaki şekilsel bozukların asıl sebebinin binanın ışıklandırması olduğunu bulmuşlar. Peki çözüm olarak ne yapmışlar dersiniz? Böcekler güneş batmasına yakın bir araya geldiklerinden, güneşin batımından 1 saat sonra binanın ışıklandırmasını başlatmışlar. Böyle sinekler çiftleşmek için başka bir yere istila etmişler. Böyle %85 oranında sinek istilası azalmış. Ancak 1995 yılında turistlerin fotoğraf çekemiyoruz isyanı üzerine maalesef bu aydınlatma sisteminde eski saate dönülmüş.

Sonuç olarak, sorunları çözümü için neden-sonuç ilişkisini analiz etmek şart. Örnegin, Japon araba markası Toyota’nın eski genel mudur yardimcisi Taiichi Ohno, Toyota’daki üretim sistemini Toyota Ruhu adlı kitabında başarı ve verimlerini anlatır. Burada bilimsel bir yöntem kullanarak her soruna 5 kez neden sorusu ile yaklaştığını ve o sorulara verdiği cevaplarla derinleştirir.Bu sebepten yönettiğiniz bir projede, akademik çalışmada ya da hayatınızdaki herhangi bir psikolojik karmaşada, sorunun kökenine inmek için en az 3 tane neden sorusu sorun kendinize. Verdiğiniz cevaplar etkili çözüm bulmanızı sağlacak. Ayrıca, etrafınızda da dikkat edin yargılamak yerine merakla sorduğunuz ‘neden’ sorusunu geçiştirenlerin sorunlarla yüzleşmek istemediğini ve bir şeylerden kaçındığını, bir şeyler için acele ettiklerini göreceksinizdir.

Kaynaklar:

  1. Card, A. J. (2017). The problem with ‘5 whys’. BMJ Qual Saf, 26(8), 671-677.
  2. https://www.chicagotribune.com/news/ct-xpm-1995-09-01-9509010003-story.html
  3. Messersmith, Donald H. 1993. Lincoln Memorial Lighting and midge study. Unpublished report prepared for theNational Park Service. CX-2000-1-0014.
  4. https://www.deseretnews.com/article/96997/MONUMENT-LIGHTING-WILL-BE-DELAYED-TO-GET-THE-BEST-OF-PEST.html?pg=all
  5. http://thekaizone.com/2014/08/5-whys-folklore-the-truth-behind-a-monumental-mystery/

Suriyeliler savas psikolojisiyle mi cok cocuk doguruyor?

Turkiye’de bircok insanin Suriyeli multecilere bazen hakli bazen haksiz bir sitemi var. Her sitemde bulunan kisilerin de ortak vurgusu da Suriyelilerin cok cocuk yaptigi. Eksisozluk’te ve cevremdeki birkac kisiden de “Suriyelilerin savas psikolojisi ile cok cocuk dogurdugunu” argumanini sık sık duymaya basladim. Bu argumaninin ne oranda dogru oldugunu gosterme amacli bu videoyu yapma karari aldim. Sorumuz ise Suriyeliler multeciler savas psikolojisiyle mi cok cocuk doguruyorlar?

Bunu destekleyen bulabildigim makale sayisi sifir. Cunku dunyada herkes neslini devam ettirmek istiyor. Bunu savas sonrasi daha artan bir hissiyat olduguna dair kendim ve bu alanda calisan arkadaslara sordugumda bulamadim. Bu argumana sayisal veri sunmak uzere bazi rakamlara baktim. Bu verilerle dogurganligin artigini savunmak icin savastan onceki ve sonra donemleri kiyaslamak istedim. Peki elimizdeki verilerle bu argumani destekleyen ya da karsi cikan sonuc olur mu diye bir hesaplama yapalım.

  1. Suriye’de savas 2011 yilinda basladi. World Bank’taki Suriye’nin 2011 ve 2010 yillarindaki kaba doğum hızına baktım. Bu verilere göre Suriye’de 2010 yılındakı kaba doğum hızı binde 25,9 iken 2011 savaşın başladığı ilk sene doğum hızı binde 25,2.
  2. İstatistiki bilgileri bulmaktaki en kolay yıllardan biri 2017 yılı olduğu için o seneye baz alarak Türkiye’deki doğum hızını hesapladım. Bu hızı hesaplamak için, bir yılda doğan canlı bebek sayısını yıl ortası nüfusa bölünmesi ve 1000 ile çarpmak gerekiyor.
  3. Hemen hesaplamaya geçelim. Türkiye’de 2017 yılında doğan Suriyeli bebek sayısı 55,000 ve 2017’de Türkiye’de yılının ortasında toplam Temmuz 2017 itibariyle 3,079,914 Suriyeli var. Bu hesaplamayı yapınca Türkiye’deki Suriyelilerin doğum hızı 17,8 çıkıyor. Yani sanılanın aksine Suriye’dekiler mülteci psikolojisi ile daha çok üremiyorlar. Hatta savaşın başladığı yıla göre üreme hızı düşmüş diyebiliriz.
  4. Turkiye’de 2017 yili dogum hizi ise 15.9. Yani Suriyeliler, Türkiye doğum hızının üstünde ürediği için ve halihazirda multecilerle yasanan hakli ya da haksiz gerginlikler ve insanlarin bilgiyi teyit etmedeki tembellikleri sebebiyle boyle bir mit ortaya atilmis olabilir.

Continue reading “Suriyeliler savas psikolojisiyle mi cok cocuk doguruyor?”

Spotlight Effect: Eyvah rezil oldum hissi

Spotlight etkisi, kimse sizi izlemezken hatta siz kimsenin cok da umrunda degilken insanlarin size baktigini baktigini, sizi inceledigini dusunmek. Aslinda bir cesit on yargi. Hemen bunu inceleyen bilimsel bir calismaya bakalim:

2000 yilinda Thomas Gilovich’in duzenligi bir deneyde, bir arastirmaci 4 ila 6 kisiyi bir odaya alip bir masada bir anket doldurmalarini istiyor. O esnada diger odada bir arastirmaci da bir katilimciya uzerinde bir baski olan bir tshirt giydirip o anket yapilan odaya gitmesini istiyor. Bu tshirtte de Barry Manilow adli yasli bir sarkici, showmanin resmi var. Sonra, bu alakasiz tshirtu giyen katilimcinin anket doldurulan odanin kapisini caliyor ve anket odasindaki arastirmaci onu odaya aliyor. Bu arada gozlemci grup anket dolduruyor o kapiyi caldiginda basini kaldirip bakiyor ya da bakmiyor. Bu tshirtli katilimci biraz oturduktan sonra arastirmaci esliginde odadan ayriliyor. Derken bu tshirtlu katilimci disari ciktiginda ona “sizce odadaki kac kisi sizin tshirtinuzdeki resmi hatirlar” diye soruluyor. Anket dolduran gozlemcilere “odaya en son giren katilimcinin uzerindeki tshirtu hatirliyor musunuz” diye soruyorlar? Sonuclar gosteriyor ki tshirti giyen katilimci odadaki onun tshirtini hatirlayan sayinin iki kati kisinin onun giydigini hatirlamasini umuyor.  Bu katilimci bize insanlarin surekli bakislarin kendi ustunde olduguna dair bir yanilsama icinde olduklairni gosteriyor. Oysa ki kendimizi o kadar da ciddiye almamaliyiz 😊

Thomas Gilovic, baska deneylerinde de insanlarin bir grup tartismasinda goruslerinin o grup icin inanilmaz sekilde onemli ya da o tartisma esnasindaki performanslarinin inanilmaz sekilde kotu olduklairni dusunuyor. Oysa ki o tartisma sonrasi kimse bu tartismalari hatirlamiyor bile. Bir gruba dahil olarak playstation oynayan insanlar, bir hata yaptiklarinda digger grup uyelerinin haatalarini hatirlayacagini dusunuyor.

Peki neden bunu yapiyoruz?

*Insanlar kendilerine etrafindaki insanlarin onlari dikkatlice inceledigini dusunup kendi kendilerine fazla dusunup kisisel delismen oluyorlar.

*Ozguven eksikligi, surekli yargilanmis bir cevrede buyumek ya da ergenlik doneminde olmak, ya da bir travmaya bagli bir sebepten asiri kilo almak/vermek de olabilir.

Napabilirsiniz?

  1. Bu deneyleri aklinizda tutup, bir dakika ya ben abartiyorum, herkes kendi isinde diye dusunebilirsiniz. Böylece bilişsel seviyede değişimi başlatmış olursunuz.
  2. Etrafinizdaki insanlara degil de dogaya, yola, trafikteyseniz araba modellerine vs. odaklanarak dikkatinizi baska yone cekmelisiniz.
  3. Siz diyelim ki baska insanlarin her giyindigine, dedigine dikkat ediyor musunuz? Cevabiniz hayir ise digger insanlarin da size aksam eve gidince gunluk streslerinden hatirlamayacagini dusunun. Diger isnanlarin yargilayan bir insansaniz ve bu sebepten hep yargilanacaginizi dusunuuyorsaniz, bu konuyu bir psikologla derinlemesine konusmaniz gerekiyor demektir.

Son olarak da kendinizi oldugu gibi kabullenip sakalasirsaniz, insanlarin gozlerinin sizin ustunde oldugu durumu da ayni sekilde azalacaktir.

 

Kaynaklar:

https://journals.sagepub.com/doi/abs/10.1111/1467-8721.00039

https://psycnet.apa.org/doiLanding?doi=10.1037%2F0022-3514.78.2.211

https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0022103101914908?via%3Dihub

CIA Raporunda Bir Türk Psikolog

CIA Raporlarinda ismi gecen Turk psikolog

1950-1960 arasında ABD’nin istihbarat orgutu diye dusenebileceginiz CIA’nin Bilimsel İstihbarat Birimi, MK-Ultra ve Delta adli projeler acikliyor. Human Ecology adli bir CIA’in fon sagligi bir kurulus Harold Wolff tarafindan 1954’te kuruluyor. Bu kurulus sosyal bilim insnanlarina ve tip arastirmacilarina proje cagrisinda bulunup onlara arastirmalari icin fon sagliyor.

Turkiye’den siyasi sebeplerle ayrilmak zorunda kalan basarili bir psikolog olan Muzaffer Continue reading “CIA Raporunda Bir Türk Psikolog”

Minnettar olduğunuzu ifade etmek

Deneysel çalışmaları sevdiğim için deneysel bir çalışma ile birine onun ne kadar değerli olduğunu hatırlatmanın nasıl bir etkisi olduğunu 2018 yılında yayınlana bir çalışma ile anlatmak istiyorum.

Texas ve Şikago Üniversitesi’ndeki akademisyenlerin yaptığı çalışmada katılımcılar teşekkür mesajının insan psikolojisine etkisi araştırılıyor.

Çalışmaya katılan kişilere hayatlarını etkileyen birine ne kadar müteşekkir olduklarını Continue reading “Minnettar olduğunuzu ifade etmek”